
Kimseye artık meram anlatmaya kalkmıyor, günün birinde başını alıp uzaklara gitmeyi kuruyordu.*

Büyük acılarla biçimlenmiş iki yaşam öyküsü, Angel Dayı'da kader ile insanın kendi seçimleri arasındaki gerilim çevresinde birleşir. Hayatı boyunca çalışıp didinen Angel, sevdiği kadınla evlenir ve mutlu bir düzen kurmak için çabalar. Art arda gelen felaketler ise onu yıkar; yarı meczup, içkiye sığınan bir adama dönüşür. Ölümünden önce çok sevdiği yeğeni Adrien'e yaşadıklarını anlatması, kişisel bir itirafı aynı zamanda hayata ilişkin bir ders arayışına çevirir.
Angel, haydut Kozma'nın başından geçenleri de aktarmak ister ancak ömrü buna yetmez. Kitaptaki ikinci öykü, yarım kalan bu anlatıyı başka bir yaşam üzerinden sürdürür ve Angel'ın sorduğu soruları somutlaştırır. İnsan başına gelenlere kendi davranışlarıyla mı yol açar, yoksa hayatın yönünü görünmeyen etkenler mi değiştirir? Panait Istrati bu soruya kolay bir cevap vermek yerine emek, sevgi, kayıp ve dayanma gücünü karakterlerin deneyimleri içinde tartışır. Angel Dayı, felaketin insanı nasıl değiştirdiğini gösterirken acının içinden doğan bilgeliği ve bir kuşaktan diğerine aktarılan yaşam öğüdünü öne çıkaran güçlü bir anlatıdır.
Bookspace topluluğundan 6 gönderi

Kimseye artık meram anlatmaya kalkmıyor, günün birinde başını alıp uzaklara gitmeyi kuruyordu.*

Hayır. Hiçbir şey bekleme. Her kitapta aradığını bulursan bulursun, olmazsa hemen bırakırsın yakamı.

İnsanın söyleyecek bir şeyleri ve bunu söylemeue yeteneği varsa vazgeçmek bir cinayet, tembellik bir ayıp olur.

Hey gidi boş umutlar… Dahası var. Bir felaket tek başına gelmez derler ya, pek kalabalık da geliyor bazan.

Durumum ağır. Ama ölemem daha!*

Ya insanlar? Kendinden daha mutsuzların kaderine karşı kayıtsız kalan adamın hayatında manevi güzellikten eser yoktur. Benim hayatımın gerçek manevi güzelliği nerede?
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş