Laura Esquivel'in Acı Çikolata romanı, De la Garza ailesinin mutfağını Meksika Devrimi günlerindeki değişimin ortasına yerleştirir. Ailenin en küçük kızı Tita'nın hazırladığı geleneksel yemekler ev yaşamının merkezindedir; tariflerin tadı ve etkisi onun ruh hâline göre değişir. Ceviz soslu biber dolması gibi yemekler yalnız sofraya konan yiyecekler değildir. Koku, tat ve hazırlanış biçimleri, bastırılan duyguların başkalarına ulaşmasını sağlayan bir anlatım diline dönüşür.
Tita'nın yaşadığı gerilim, aile töreleriyle kendi istekleri arasındaki çatışmadan beslenir. Mutfağın gündelik düzeni, sevgi, arzu ve itirazın görünür olduğu özel bir alana dönüşür. İnsanların görgü kuralları nedeniyle tabakta bıraktığı son lokma örneğinde olduğu gibi, toplumsal davranışlar bireysel isteklerin önüne geçebilir. Tita'nın yemekleri ise saklanan duyguları yeniden dolaşıma sokar ve çevresindekilerin bedenleriyle davranışlarını etkiler.
Esquivel ülkesinin değerlerini, geleneklerini ve tarihini büyülü bir anlatımla işler. Meksika Devrimi'nin toplumsal değişimi, aile içindeki otorite ve gelenek tartışmasıyla birlikte ilerler. Yemek kültürü aşkın sırlarıyla birleşirken geleneğe başkaldıran kadın kimliği belirgin ve özgün bir yorum kazanır.