
İnsanın bir yeri incinince, inadına hep o yerini çarpıp vurduğunu sanır. Oysa aslında zedelenen yerimiz daha çok acıdığı için bize öyle gelir.

by Lev Tolstoy
Diriliş, Lev Tolstoy'un vicdan, adalet, ahlak ve toplumsal eşitsizlik üzerine kurduğu güçlü romanlarından biridir. Kitap, Prens Nehlüdov'un geçmişte haksızlığa uğrattığı Katyuşa Maslova ile yeniden karşılaşmasıyla başlayan içsel hesaplaşmasını anlatır.
Lev Tolstoy, Diriliş'te bireysel pişmanlığı geniş bir toplumsal eleştiriye dönüştürür. Mahkemeler, hapishaneler, sınıf farkları ve dinî ikiyüzlülük romanın arka planında güçlü biçimde yer alır. Nehlüdov'un yaşadığı değişim, insanın kendi suçuyla yüzleşme ve daha adil bir hayat arama ihtimalini sorgular.
Diriliş; Rus klasikleri, ahlaki sorgulama içeren romanlar ve Tolstoy'un geç dönem düşüncesini tanımak isteyen okurlar için önemli bir eserdir.
10 posts from the Bookspace community

İnsanın bir yeri incinince, inadına hep o yerini çarpıp vurduğunu sanır. Oysa aslında zedelenen yerimiz daha çok acıdığı için bize öyle gelir.

Herkes toprak üzerinde ve toprağın insanlara sağladığı şeyler üzerinde eşit haklara sahipti.

"Bana kalırsa, amacımıza ulaşabilmemiz için başlıca koşul hayale kapılmadan her şeyi olduğu gibi görebilmektir."

Pişmanlık duyarak kötü bir hareketi bir daha tekrarlamamak insanın elindedir. Oysa kötü düşünceler bütün kötü hareketlerin kaynağı olurlar. Kötü bir hareket başka kötü hareketlere yol açmakla kalır; ama kötü düşünceler insanı, karşı konulamaz bir güçle o yola doğru çekip sürükler.

Zararı dokunmaması, yararlı olması için yemeğin acıkınca yenilmesi gerektiği gibi, insanlara da zararın değil de yararın dokunması için, onlarla içinde sevgi duyduğun zaman ilgilenmelisin.

yüzyıllardır bir şeyleri birbirine ekleyip kenetleyerek,bulup buluşturarak yaşamışlardı.Keşke devlet zengin,toplum gelişmiş olsa da,bu dilenci buluşlarına gerek kalmasaydı.Yurtlarını Kanuni döneminde olduğu gibi kendi işliklerinin ürünü toplarla ,tüfeklerle kendi tersanlerinde yapılmış gemilerle savunsalardı ah ne olurdu.. Neden böyle geri kalmışlardı, Nedeni ne din ne de dindarlıktı.Sadece Allah'ın koyduğu kurallarla yetinmeyip yeni kurallar ,yasaklar , sıklıklar ekleyen bu anlayıştı. Bunu söyleyebilecek ,dini de ,toplumu ve devleti de kurtaracak kahraman henüz yoktu. VE KADER O KAHRAMANI TARİH SAHNESİNE ÇIKARMAK İÇİN HAZIRLIK YAPIYORDU.

Kusurlu insanlar, kendileri kötü olduklan halde kötülüğe çare bulmak, başka kusurlu insanlan düzeltmek istiyor, bunu zor kullanarak yapabileceklerine inanıyorlardı. Ama bunun sonucu şu olmuştu: Gereksinim diyerek, tutkulu bazı kimseler bu sözde insanlan cezalandırmaya, düzeltmeye yarayan işi meslek edinerek insanları durmadan bozuyorlardı.

Nasıl canın yemek istediği zaman yediğin yemekten zarar değil yarar görürsen, yalnızca sevdiğin zaman insanlara zarar değil yarar sağlamış olursun.

"Başkalarının farkın da bile olmadıklan şeyler üzerinde durduğum için ben mi deliyim, yoksa asıl onlar mı deli? .. " diye sormuştu. Ama böyle adamlar -ki epey çoktular- onu hayrete, dehşete düşüren şeyleri öyle kendine güvenir bir şekilde yaparlardı ve yaptıklarının yalnız gerekli değil, aynı zamanda çok önemli ve yararlı olduğuna o derece inanırlardı ki, onların aklından kuşkulanmak güçtü. Bilincinin yerinde olduğunu bildiği için, kendisini de deli yerine koyamıyordu. Bu yüzden sürekli bir şaşkınlık içinde bulunuyordu.

noluyo şimdi burda