
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm, Alıp başımı gitmek isterim, Bir akşam bir kente girerim, Kayısı ağaçları arasından, Gidip denize bakarım, Bir tiyatro seyrederim...

Tumuyle yaklasiyorum bir ozana.Ataol Behramoglu’na, siirini yokluyorum, siirinin vurusunun damarini yakaliyorum: Akan taze bir ictenlik kani! Soruyor sevgilisine: ‘Daragacindan Notlari okudun mu.? ’ (Ceyhun Atif Kansu, Varlik, Ocak 1977) Cosku, heyecan, dunya ve toplum karsisinda ilgi ve merak, daha iyiye, daha guzele duyulan ozlem, dunyayi hemen degistirme istegi ve dunyanin degistirilebilir oldugundan, degistirileceginden hic kusku duymayan bir sabirsizlik... Siirin (Bir Gun Mutlaka) yazilmasindan uc yil sonra 1968 Mayis’inda Sorbonne Universitesi’nin ve Paris’in tum duvarlarina yazilan sloganlarda ifadesini bulan: Prag’dan Saygon’a, Amerikan kampuslarindan Paris fabrikalarina dunyanin dort bir yaninda solunan hava... Devrim, degisim ve ozgurluk havasi. Behramoglu’nun siiri hicbir ustalik taslamadan, ama buyuk bir ustalikla bu havayi yasatiyor okuyucuya. Hem donemini yansittigi, hem iyi bir siir oldugu icin de buyuk siir katina cikiyor. (Roni Margulies, Adam Sanat)
6 posts from the Bookspace community

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm, Alıp başımı gitmek isterim, Bir akşam bir kente girerim, Kayısı ağaçları arasından, Gidip denize bakarım, Bir tiyatro seyrederim...

İnsan her zaman,bir uçuruma hazır olmalı diye düşünüyorum. Ölmeye, soğukta ve tek kalmaya.

Kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür gümbür bir telâş.

Ama artık gitmek geliyor içimde. Bir sabah masmavi bir bulutun peşinden, dönüşü olmayan yerlere

gece yarıları şehri dolaşırdım cebimde taslak halinde bir intiharla

Nasıl unutulur insan? ...