
Gördüğümüz her şeyde tanrısal bir sırrın bir parçası saklıdır. Bir ayçiçeğinden ya da bir gelincikten parladığını görürüz onun. Ama Tanrı’ya en çok yaklaştığımız yer, kendi ruhumuzdur. Ancak orada yaşamın büyük sırrıyla birleşebiliriz.

De wereld van Sofie. - Een 15-jarig meisje wandelt aan de hand van een leermeester door de geschiedenis van de filosofie.
21 posts from the Bookspace community

Gördüğümüz her şeyde tanrısal bir sırrın bir parçası saklıdır. Bir ayçiçeğinden ya da bir gelincikten parladığını görürüz onun. Ama Tanrı’ya en çok yaklaştığımız yer, kendi ruhumuzdur. Ancak orada yaşamın büyük sırrıyla birleşebiliriz.

İnsan kendi varoluşunu yazı masasının başında yaşamaz. Biz insanlar ancak eylemde bulunduğumuz zaman -özellikle de önemli bir seçim yapmak gerektiğinde- varoluşumuz karşısında tavır almış oluruz.

“Çünkü yalnızca erkek değildi kadını ezen. Kadın kendi hayatından sorumlu olmaktan vazgeçerek kendi kendini de eziyordu.”

Barok döneminin tipik bir sloganı vardı: 'carpe diem'. Yani 'gününü gün et!' Yine çok söylenen bir başka Latince söz de şuydu: 'momento mori'. Bunun anlamı da, 'öleceğini unutma!'

“Bayanlar, baylar. Boşlukta süzülüp duruyoruz.”

Çoğu insanın hayatın ne kadar güzel olduğunu anlamak için önce hasta olması gerekiyordu ne yazık ki.

Her zaman en korkulan kişiler soru soran kişilerdir. Sorulara cevap vermek o kadar sakıncalı değildir. Tek bir soru bin cevaptan daha güçlü olabilir.

Hayatta en önemli şey nedir? Açlık çeken bir ülkede birine bu soruyu sorarsak cevap “yemek” olacak. Donmakta olan birine aynı soruyu sorarsak cevap “sıcak” olacaktır. Kendini yalnız ve çaresiz hisseden birine soracak olursak cevap mutlaka “diğer insanlarla beraber olmak” olacaktır. Ama bütün bu ihtiyaçlar giderildikten sonra, bütün insanların ihtiyacı olan bir şey var mıdır hala? Filozoflar buna evet diye cevap verirler. Onlara göre insan sadece ekmekle yaşayamazlar. Tabi ki bütün insanlar yemek yemelidir. Ayrıca sevilmeye ve ilgi görmeye ihtiyaçları vardır. Ama bütün insanların ihtiyacı olan bir şey daha vardır: Kim olduğumuzu ve neden yaşadığımızı bilmek.

Kadın kendini geri kazanmalı, kimliğini erkeğin kimliğine bağımlı kılmaktan vazgeçmeli. Çünkü kadını baskı altında tutan yalnızca erkek değildir, yaşamının sorumluluğunu ele almayan kadın kendi kendine de baskı uygular.

İnsan öleceğini fark etmiyorsa, varoluşunu da yaşayamaz.

Ölüm bizi ilgilendirmez, var olduğumuz sürece ölüm ortada yoktur; ölüm geldiği anda da biz artık yokuz."

Ya uyusan? Ve uyurken rüya görsen? Ve rüyanda cennete gidip hiç bilmediğin çok güzel bir çiçek koparsan? Ya uyandığında çiçeği hala elinde tutsan? Ne olur o zaman?

En akıllı kişi, neyi bilmediğini bilendir.

Bütün yaşamın da bir rüya olmadığından nasıl emin olabilirsin ki?

Ölüm bizi ilgilendirmez, var olduğumuz sürece ölüm ortada yoktur; ölüm geldiği anda da biz artık yokuz.

Üç bin yılın hesabını görmeyen Karanlıkta yolunu bulamaz, Günü gününe yaşar ancak. Goethe

Ne kadar sık ve uzun düşündüysem, şu iki şey hep yeni ve artan bir hayranlık ve huşuyla doldurdu ruhumu: üstümdeki yıldızlı gökyüzü ve içimdeki ahlak yasası. Yukarıda ve içimde bir Tanrı olduğunun kanıtı bunlar.

Kendi çıkarlarına zarar vermek pahasına bile olsa kötülük etmemeye karar verdiğinde özgür bir şekilde davranıyorsun.

İnsanların daima doğa olaylarını açıklama ihtiyacı duymuş olduğunu kavrıyordu şimdi. Belki de böyle açıklamalar olmadan yaşamaları imkansızdı. Bu yüzden de, henüz bilimin ortada bulunmadığı çağlarda düşünüp taşınıp mitleri yaratmışlardı.

Yıldızlar kadar uzak olsan da, yalnızlığın en yakın arkadaşındır.

Aptalca sorular sormaya başladın ama. Sen cevap veremiyorsun diye ben aptalca soru sormuş olmam.