
Ne makine şu insan. içine ekmek, şarap balık koyuyorsun İç çekmeleri, gülüşler ve düşler çıkıyor

Zorba, Nikos Kazancakis'in akıl ile tutku, düşünce ile yaşama sevinci arasındaki gerilimi unutulmaz bir karakter üzerinden anlattığı romanıdır. Anlatıcının Girit'te Alexis Zorba ile karşılaşması, onu kitaplardan ve soyut fikirlerden hayatın doğrudan deneyimine doğru çeker.
Kazancakis, Zorba'da özgürlüğü kusursuz bir erdem gibi değil, bedeniyle, arzularıyla ve çelişkileriyle yaşayan bir insanın taşkın enerjisi olarak gösterir. Zorba'nın dansı, müziği, öfkesi ve neşesi romanın felsefi ağırlığını canlı bir ritme dönüştürür. Kitap, yaşamak, kaybetmek, sevmek ve yeniden başlamak üzerine güçlü bir Akdeniz klasiği olarak okunur.
26 posts from the Bookspace community

Ne makine şu insan. içine ekmek, şarap balık koyuyorsun İç çekmeleri, gülüşler ve düşler çıkıyor

Özgürlük! Tanrı yıldırımını atıp bizi yakacağına özgürlüğü veriyor? Hiç bir şey anlamıyorum…

Küçük odaları boştu, birer yıkıntıya dönüşmüşlerdi. Bir köşede yırtık, yan basılmış kırmızı küçük püsküllü bir terlik duruyordu. Büyük bir bağlılikla hanımının ayak biçimini hala koruyordu... Bu hınzır terlik, insan ruhlarından daha acılıydı; o sevgili ve çok çekmiş ayağı hala unutamamıştı

Ben hayatta tek bir şey öğrendim: Korkmayacaksın. Korku, insanın içine sızmış en sinsi düşmandır. Korku yüzünden insanlar sevdiklerini söyleyemez, korku yüzünden arzusunun peşinden gidemez, korku yüzünden ruhunun istediği gibi yaşayamaz. İnsan korkudan kurtulduğu an, o an doğar. O günden önceki hayat, sadece bir gölgedir.
Ne makine şu insan be! İçine ekmek, şarap, balık, turp koyuyorsun; iç çekmeleri, gülüşler ve düşler çıkıyor. Sanırım beynimizde konuşan bir sinema var.

Bir insanı, bir işi, bir hayatı sevmek için hesaba kitaplara sığmaz bir delilik gerekir.

…ben sanıyorumki özgür olmak isteyen insandır. kadın özgür olmak istemiyor. öyleyse kadın insan mıdır?

"...Ben oğlum dedi. Ölümsüzmüşüm gibi hareket ederim. Bense her an ölecekmişim gibi davranırım. İkimizden hangimiz haklıydık patron?.."

Gerçek özgürlük, gerçek sevgi, zorba ruhlu bir insanın hiçbir zaman tadamayacağı bir mutluluktur

Ölüm her an ölüyor, her an hayat gibi yeniden doğuyordu.

çünkü hayat, yaşanmak için var.

kitaplar sorulara cevap vermez, sorularına cevap bulamayan insanların izdirabini anlatır... Alexis Zorba

“ve bazen içimden, küçük bir anı alıp karşılığında bütün ömrümü veresim geliyor…”

"İnsanlarla olan ilişkilerimi bir iç konuşma haline sokmuştum. O kadar düşmüştüm ki, bir kadına aşık olma ile kitap okuma arasında seçim yapmam gerekse, kitabı seçerdim."

"ben, dedi, bir şeye özlem duydum mu, ne yaparım bilir misin? bir daha hatırlamayacak kadar bıkıp da kurtulmak için yerim, yerim… ya da tiksintiyle hatırlamak için. bak bir zamanlar çocukken, kirazlara karşı anlatılmaz bir tutkum vardı. param olmadığı için azar azar alıyor, yiyor, yine istiyordum. günün birinde, kızdım mı, utandım mı, bilmiyorum; baktım ki kirazlar bana istediklerini yaptırıyorlar ve beni rezil ediyorlar, ne plan kurdum bilir misin? geceleyin yavaşça kalktım, babamın ceplerini yokladım, gümüş bir mecidiye bulup çaldım. sabah sabah da kalktım, bir bahçeye gidip bir sepet dolusu kiraz satın aldım. bir çukurun içine oturup başladım yemeye. yedim, yedim, şiştim, midem bulandı, kustum. kustum patron. o zamandan beri de kirazlardan kurtuldum; bir daha gözüme görünmelerini bile istemedim. özgür oldum. artık kirazlara bakıp şöyle diyordum: size ihtiyacım yok! şarap için aynı şeyi yaptım, sigara için de. hâlâ içiyorum ama, istediğim anda ´harp´ diye bıçakla keser gibi kesiyoru

“Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.”

kitaplar sorulara cevap vermez, sorularına cevap bulamayan insanların izdirabini anlatır.

Bir zamanlar diyordum ki: Bu Türk'tür bu Bulgar'dır ve bu Yunanlı'dır. Ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim... Neden? Çünkü bunlar Bulgar'mış ya da bilmem neymiş... Şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum: Hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! Yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır, şu kötü. İster Bulgar olsun, ister Rum, isterse Türk! Hepsi bir benim için. Şimdi, iyi mi, kötü mü yalnız ona bakıyorum. Ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. Ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! Hepsine acıyorum işte... Boş versem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. Nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor seviyor, korkuyor, onun da tanrısı ve karşı tanrısı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek... Hey zavallı hey! Hepimiz kardeşiz be... Hepimiz kurtların yiyeceği etiz.

neden neden? siz kitap fareleri bu yüzden mutsuzsunuz patron .her şeyin bir nedeni olmak zorunda mı? Al sana bir neden mesala ben çok güzel çorba yaparım

Denize karşı eski bir taverna'da, gıcırdayan tahta sandalye üzerinde uzo içerken tekrar okumak dileğiyle. "hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm. "

“Ne makine şu insan be; içine ekmek, şarap, balık, turp koyuyorsun. İç çekmeleri, gülüşler ve düşler çıkıyor!”

Dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? Yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. Sonuna kadar git be insan, avara et ve korkma! Tanrı, baş şeytandan çok, yarım şeytandan iğrenir. N. Kazancakis Zorba.

"Yıldızların yer değiştirişini mi görmek istiyorsun, onlarla birlikte dönmen gerek..." Marcus Aurelius'un bu sözü bir uyum içinde yüreğime doldu.

hepsine acıyorum işte... boş versem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. nah diyorum, bu da yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da tanrısı ve karşı tanrısı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek