
İnsanın zalimleşmesi, ontolojik bir boşluğun yansımasıdır varlığın anlamını yitirmesi, başkasının varlığını da görünmez kılar. Ahlak artık bir içsel zorunluluk değil, tarihsel ve toplumsal bir göstergeye indirgenmiştir. İnsan, kendi varoluşunun anlamını unuttuğunda, etik deneyimden kopar ve başkasıyla ilişkisi, bir güç ve çıkar ilişkisine dönüşür. Ahlaki çöküş epistemik bir kırılmanın sonucudur İnsan artık doğruyu sezmekten çok, normatif uygunluğu takip eder. Vicdan, bir içsel pusula olmaktan çıkar ,toplumsal onay mekanizmasının bir parçası haline gelir. Birey kendi özgürlüğünü düşünsel olarak deneyimlemek yerine, çoğunluğun kabulünü güvence sayar. Zalimliğin yükselişi, metafizik bir yoksunluktur İnsan, başkasının acısını duyumsamaz çünkü kendisinin varlığıyla teması zedelenmiştir. İyilik, artık bir eylem değil, hatırlanmayan bir düşünceye dönüşür; kötülük ise sadece görünmez bir normun içinde sessizce kendini dayatır.






