
Arzu sonsuz, tatmin ise nadir ve düzensizdir. Benlik tahammül ettiği sürece, arzu diye bildiğimiz onulmaz hastalığın bir sonu yoktur. ( Kitabın ismini bulmaya çalışırken yaşanılan süreçten bir roman çıkar)

Hayatımız öncelikle bakır bozukluklarla yapılmış bir ödemeye benzer; bizim bu ödemeye karşı bir alındı makbuzu vermemiz gerekir; bakır bozukluklar günler, alındı makbuzu ölümdür.Zamanın bizi telaş içerisinde biteviye koşturup durması, bize asla nefes alma imkânı sunmaması, elinde kamçıyla buyurgan bir işveren gibi hepimizin tepesinde beklemesi ile hayatımızın bir azap ve işkenceye dönmesi arasında en küçük bir bağ kurma imkânı yoktur. Zaman yalnızca can sıkıntısının cenderesi içinde kıvrananların başına bela kesilmez ve onları sıkboğaz etmez.Varsayalım insan soyu kaldırılıp her şeyin kendiliğinden gelişip olgunlaştığı, sütlerin balların yerden kaynadığı, yiyeceklerin dallarından koparılmayı beklediği, herkesin gönlünden geçirdiğini hiç vakit kaybetmeksizin önünde bulduğu ve elde etmekte hiç güçlükle karşılaşmadığı Utopia ülkesine götürüldü; o zaman ne yapardı bu insanlar? Ya can sıkıntısından ölürlerdi, ya kendilerini asarlardı ya da olmadı birbirlerine düşerler, kavga dövüş birbirlerini boğup öldürürlerdi.-Schopenhauer-(Tanıtım Bülteninden)
7 posts from the Bookspace community

Arzu sonsuz, tatmin ise nadir ve düzensizdir. Benlik tahammül ettiği sürece, arzu diye bildiğimiz onulmaz hastalığın bir sonu yoktur. ( Kitabın ismini bulmaya çalışırken yaşanılan süreçten bir roman çıkar)

Tıpkı bir geminin dengede kalabilmesi için safraya ihtiyacı olması gibi, insanın da hayatın dalgaları arasında savrulmaması için her zaman bir miktar acıya, kederi hissetmeye ihtiyacı vardır.

Şurası kesin ki bu dünyada neredeyse bütün insanların hayatları boyunca paylarına düşen işgüç, tasa kaygı, zahmet meşakkat ve sıkıntıdır. Fakat bütün arzuları dilekleri daha doğar doğmaz yerine getirilmiş olsaydı eğer, insanlar ne ile doldururlardı hayatlarını ve ne ile geçirirlerdi zamanlarını? Varsayalım insan soyu kaldırılıp her şeyin kendiliğinden gelişip olgunlaştığı, sütlerin balların yerden kaynadığı, yiyeceklerin dallarından koparılmayı beklediği; herkesin gönlünden geçirdiğini hiç vakit kaybetmeksizin önünde bulduğu ve elde etmekte hiç güçlükle karşılaşmadığı Utopia ülkesine götürüldü; o zaman ne yaparlardı bu insanlar? Ya can sıkıntısından ölürlerdi ya da kendilerini asarlardı ya da olmadı birbirlerine düşer, kavga dövüş birbirlerini boğup öldürürlerdi, böylece kendilerini şimdi tabiatın onlara yazdığından daha büyük bir acı ve ıstıraba uğratırlardı. Dolayısıyla böyle bir insan soyu için başka bir tablo, başka bir hayat uygun değildir

Zaman şeylerin beyhudeliğinin, sayesinde gelip geçicilik olarak göründüğü biçimdir, çünkü onun sayesinde bütün keyiflerimiz ve zevklerimiz boşa çıkar ve ardından hayretle sorarız onlardan arta kalan şimdi nerede diye. Bu yüzden bu beyhudeliğin kendisi zamanın yegâne nesnel unsurudur ve dolayısıyla onun dışavurumudur. Bu sebepten ötürü zaman bütün algılarımızın a priori zorunlu biçimidir; her şey, hatta kendi öz varlığımız bile zamanda kendisini göstermelidir

Çocuklarıma bırakacağım en büyük miras hiç var olmayacak olmalarıdır.

Acıyı ya da ıstırabı hissederiz ama ıstırapsızlığı de-çğil; endişe yahut tasayı hissederiz, ama tasasızlığı de-ğil; korkuyu hissederiz fakat güven ve emniyeti değil. Açlığı ve susuzluğu hissettiğimiz için arzuyu hissede-iriz; ama tatmin edilir edilmez ağza alınan bir lokmaya benzer, yutulmasıyla birlikte duyularımız için varlığı sona erer

Eğer hayatınız harika biçimde yolunda gidiyorsa muhtemelen bunun bir nedeni de zaman zaman onu düzeltmeniz ya da değiştirmeniz gerekip gerekmediği konusunu bir arpacı kumrusu gibi düşünmenizdir. Hayatın Anlamı, Terry Eagleton