
“Eğer kaybetmek kaçınılmazsa insan keyifli ve zarif bir biçimde kaybetmeliydi.”

by Nihat Behram
Iste gercekci sanatin tarihe bakisi. Iste, yasamin sanatci ruhuyla irdelenisi. Iste sanatci sorumlulugu, sanatci gucu ve iste gercek roman. Behram, babasinin ozgecmisinden hareketle, yakin gecmisimiz ve insanlik tarihini irdeliyor. Bir ucunda krallar, imparatorlar, emperyalist gucler; bir ucunda Mustafa Suphi, 1917 Ekim Devrimi, genc cumhuriyet, Mustafa Kemal, devrimler, ozgurluk savaslari. Bir ucunda Hitler'den Pinochet'ye katledenler, bir ucunda Che'den Deniz'e direnenler. Bir ucunda siyasi ihtiras ve koru korune inanc; bir ucunda, kendine kadar diye dayatilanlara halkin baskaldirisi. Emperyalist savaslar, emperyalizmin dundeki ve gunumuzdeki oyunlari. Osmanli'nin Ermenileri, Ermenilerin Turkleri kiyimi; kiyimlarin oksuz ve yetim biraktigi cocuklarin drami. Genc cumhuriyetin yukselisi ve dususu. Bir ucunda kan, aci, zulum; bir ucunda ruzgir, daglar, irmaklar. Kafkaslarin Kars'ta, Igdir'da, Aras'in oldugunda, Agri'nin dorugunda atan kalbi... Behram, siirden suzulmus bir dil ve destansi bir solukla, teknolojiden buyuye, politik ihtirastan dine, kureselcilikten medyaya, yasadigi cagla hesaplasiyor. Anlattigi her sey inanilmasi guc, ama bir o kadar, yasanmis, yasanmakta olan gerceklikler. Bir omru bir solukta disa vuran, bir solukta okuyacaginiz bir roman. Zekii BostanciSayfa Sayisi: 256Baski Yili: 2009Dili: TurkceYayinevi: Everest Yayinlari
14 posts from the Bookspace community

“Eğer kaybetmek kaçınılmazsa insan keyifli ve zarif bir biçimde kaybetmeliydi.”

Hayatımızın akışında önemli bir rol üstlenecek, yönümüzü değiştirecek seçimleri etkileyecek ya da belirleyecek insanlarla yollarımızın tesadüf eseri kesiştiğini düşünmek ne garip. Belki de tesadüf değildir.

".. Zira aşk kalp çevresinde çalışan bir cerrahtır."

Dünya bu yüzden batıyor işte, çünkü insanlar fikirlerini söylemiyor, dürüst davranmıyor, kimsenin keyfi kaçmasın diye yapmacık tavırlar takınıyorlar…

“…net olan insanlarla ilişki kurmak net olmayanlara, belirsiz konuşanlara, laf kalabalığı yapanlara, bir şey deyip başka bir şey demek isteyenlere ve bir söyledikleri bir söylediklerini tutmayanlara kıyasla daha kolaydır…”

İnsan hayatını başa saramıyor, aldığı kararlarla yaşamak zorunda…

Her zamankinden daha uzun yürüdüm, yorulmak, uyuyabilmek, bütün gece uyuyabilmek için, uzun uzun yürüdüm…

“…en büyük talihsizlik, dedim, ilişkiyi kesememek, bir türlü kopamamak, kaçıp gidememek, kalmaya ve yenilip yutulmaya mahkum olmak."

Uzaklaştım, tuhaflığının benim üzerime bulaşmasını istemedim.

Kaybettim, kendi kabahatimdi…

bir kapı yoktu kendi içimde kilitli kalmıştım ben..

Her şeyi akışına bırakmak, en iyisini ummak, tepki göstermemek, bunlar bir seçim miydi?

Ancak ne yaptıklarını anlıyorlar mıydı? Yakıp yıktıklarını, yaralar açtıklarını?

Kimse sana ulaşamaz, dedim kendi kendime, ulaşılabilir olmazsan eğer…