
“Ah bu eksiklik duygusu.. İnsan değilim sanki bir denklemim.”

by Mehmet Rauf
Eylül, Mehmet Rauf'un Türk edebiyatında psikolojik roman türünün öncü eserlerinden biri kabul edilen önemli romanıdır. Kitap, Süreyya, Suat ve Necip arasındaki duygusal gerilim üzerinden yasak aşkı, iç çatışmayı ve bastırılmış arzuları incelikli bir anlatımla ele alır.
Mehmet Rauf, Eylül'de olaydan çok karakterlerin ruh haline, suskunluklarına ve iç dünyalarındaki kırılmalara odaklanır. Romanın melankolik atmosferi, sonbahar imgesiyle birleşerek aşkın, sadakatin ve vicdanın insanı nasıl kuşattığını derinleştirir.
Eylül; Türk romanı, Servet-i Fünun edebiyatı ve psikolojik çözümlemeleri güçlü klasik eserler okumak isteyenler için önemli bir başlangıç noktasıdır.
24 posts from the Bookspace community

“Ah bu eksiklik duygusu.. İnsan değilim sanki bir denklemim.”

'Bir an oldu kendi de baktı ,bu iki varlık karşı karşıya gelince oradakilerin hepsinden çok ,birbirine yakın olan ruhlarının çırpınmalarını hisseder gibi oldular.'

“Sende bir şey var, öyle bir şey ki hiçbirinde rastlamıyorum... Öyle bir şey ki işte bütün endişelerim senin yanında yok oluyor.”

'Bu bir çeşit aşk oluyordu,hiçbir zaman ne tamamen güven , ne tamamen şüphe olmayan ve asıl cazibesini bu belirsizlikten alan bir aşk ,gölgelerin ve renklerin yarı hakim olmasıyla beliren bir aşk ,benzersiz ,cana can katan ,masum bir aşk oldu. '

'Bu gözler ,ah bu gözler...Bunlara bir renk vermek mümkün müydü?O kadar süre bakamıyordu ki rengini belirleyebilsin ,bakmak mümkün değildi ,hele hele bakışları karşılaşırsa...'

'Fakat onun gözlerinin siyah, siyah ve kederli bakışlarında ruhunu eriterek cezbeden bir güzellik,onu bir saniyede sersem ve bitap bırakan bir büyü vardı ki hatta buna karşı koyamamaktan bile acı verici bir haz duyuyordu.'

'"O olmasaydı demek ben de herkes gibi olacaktım; bilmeyecektim ,aşk ve saadet nedir,bundan habersiz kalacaktım" diyordu.'

'onu sevmek üzere doğmuş olduğuna ,artık bunun büyük bir heves değil ,yaratılış sırrı ,bir varlık mumması sonucu olduğuna inanıyordu.'

Aşkı tutarken sıkı sıkı sarılma, tıpkı sonbahar yapraklarını koparmamak gibi, yaprak gibi süzül, rüzgarın götürdüğü yere git, bırak kendini akışına , bırak ki;ruhunda izi kalsın.

'Onun en manasız şeylerine bile özel tutkusu vardı.Onun bir düğmesi için kalbinde zaaflar,bağlar buluyor,şömizyesinin kıvrımları ,dikişlerin nezaketi ,kolundaki küçük düğmeler ,nihayet bütün bu değersiz şeyler için onda başka bir cazibe yükseliyor ,hepsine ayrı ayrı aşık oluyordu.'

"Sadece bir mevsimlik, işte onun güzellik ve cazibesinin tesiri..."

'Asıl mesele onun gibi bir kadın bulmaktı.Tereddüt ediyordu,"Nasıl bu mümkün olur mu acaba?"Onun gibi biri ,kendi şüphelerini,hala tedavi edilemeyen yaralarını ipek elleriyle saracak ,onları iyi edecek ,masum ve sakin bir hayat içinde güzel kokular yayacak bir kadın?'

sevebileceğiniz birine öyle kolayca rastlayamazsınız.

Uzaklığı yenince hep aynı yerde,zamanı yenince hep aynı ânın içindeyiz...📚

“Sustular; rüzgârın sadece öperek geçtiği sakin dalgaların çakıllar arasındaki oyuklardan çıkardığı sesle uyuşturucu bir hışıltı oluyor, bu ses, denizin parıldamasından çıkıyor zannedilecek kadar o parıltılarla uyuşuyordu.”

Oldukça sıkıcı ilerlemesine rağmen aslında bol merak uyandırıcı bir kitaptı. Ve malum bilirsiniz bizim Türk edebiyatında trajedi ve melodram boldur son sahneler beklenmedik bir şekilde üzer. Tavsiye edilebilir 6/10

ben seni ne kadar sevdiğimi başka kadınları gördüğüm zaman anlıyorum. (at yalanı yazar biraz sallamış.)

🔹“İyilikten kim anlamış!” 🔹“Bütün kabahat daima aynı hayatı sürdürmekte…” 🔹“İnsana kuru hayalden iyi arkadaş mı olur?” 🔹"Nedir bu insanın içten içe çürüyüşü..." 🔹"İnsan eminim zannettiği şeylerde o kadar yanılır ki..."

Ah insanlar, şu insan kalbi...Yüz bin manalı bir muamma..İçinden çıkmak mümkün değil...

Sonra birden korktu; nasıl bir çıkmaza girdiğini, bunun bir cinayet olduğunu gördü. "Son günlerde çok meşgul oldum... Onun etkisi... Geçer!" demekle birlikte, yine bunun ne kadar önemli olduğunu inkâr edemiyordu. Fakat bu düşüncesinin elinde o kadar esir ve yorgundu ki, bu zevkinden yoksun kalmaya dayanamıyordu. Bunda onu mest edip iradesini bayıltan bir çekicilik, bir mutluluk vardı.

aşk

Başladı.

ilk psikolojik roman

Başını salladı, “Ve bana evlen diyorlar!” diye güldü..