
Ona kalbimi verdim,aldı,didik didik edip öldürdükten sonra gerisingeri bana fırlattı.

by Emily Brontë
Uğultulu Tepeler, Emily Brontë'nin tutku, intikam, sınıf farkı ve yıkıcı aşk üzerine kurduğu karanlık klasik romanıdır. Heathcliff ile Catherine arasındaki bağ, romantik bir idealden çok çocukluk yaraları, gurur ve sahiplenme duygusuyla beslenen sarsıcı bir ilişkiye dönüşür.
Brontë, Uğultulu Tepeler'de gotik atmosferi sert doğa tasvirleri ve kuşaklara yayılan aile çatışmalarıyla birleştirir. Romanın anlatı yapısı, olayları farklı tanıklıklar ve hatıralar üzerinden katmanlandırır. Eser, aşkı yumuşak bir duygu olarak değil, insanı dönüştüren ve kimi zaman yıkan bir güç olarak gösterdiği için klasikler arasında ayrı bir yerde durur.
32 posts from the Bookspace community

Ona kalbimi verdim,aldı,didik didik edip öldürdükten sonra gerisingeri bana fırlattı.

İçimdeki mutluluk, bedenimi öldürüyor, ama ruhumu doyuramıyor.

“İyi bir yüreğin olursa,kapkara bir zenci de olsan ,yüzün yine sevimli olur yavrum,”

“Bu yolunu şaşırmış bir ruhu Şeytan’ın eline teslim etmek gibi bir şey”

İnsan, nasıl olur da bu sakin toprağın altında yatanların huzursuz bir uykuda olduklarına inanabilir.

" okunacak bir sürü iyi kitap var , oturun da okuyun biraz. oturun şuraya da ruhunuzu kurtarın! "

“Bir yaşam boyu süren sevgi buralarda belki de olur, oysa ben,bir yıl süren sevgi yoktur, der dururdum.”

“Zaten bu merak bazı kimselerde hastalık halindedir.”

"Bir fırtına gibi girdin hayatıma; rüzgârların hiddetiyle, suların acımasızlığıyla… Ama yine de vazgeçemedim senden."

"Bana yaptıklarının hepsini affediyorum. katilimi seviyorum ben... Ama, ya senin katilin? Onu nasıl sevebilirim?"

“Kötü bir yürek en sevimlileri bile çirkinden de kötü yapar.”

Çünkü Catherine'le ilgili olmayan ne var ki? Onu bana hatırlatmayan ne var ki? Şu döşemeye baksam, taşların üzerinde onun yüzünü görüyorum. Her bulutta, her ağaçta o var. Geceleyin hava onunla dolu, her şeyde ondan bir pırıltı var, gündüzleri ise çevremde ondan başka bir şey yok, her yerde o! Rastladığım kadın ve erkek yüzleri, kendi yüz çizgilerim bile, bir benzeyiş içinde benimle eğleniyorlar. Bütün dünya korkunç anılarla dolu; nereye baksam, onun yaşamış olduğunu ve benim onu yitirdiğimi görüyorum.

“İşin doğrusu, eninde sonunda insanın kendini düşünmesi gerekiyor, uysal ve iyi yürekli olanların bencillikleri zorba olanlarınkinden insaflı oluyor, o kadar.”

“Ben kendi katilimi seviyorum ama seninkini onu nasıl sevebilirim!”

"Beni seviyordun, öyleyse bırakıp gitmeye ne hakkın vardı? Bana cevap ver: Edgar'a karşı duyduğun o geçici heves yüzünden beni bırakıp gitmeye ne hakkın vardı?"

“Ruhlarımız her neden yoğrulmuşsa, ikimizinkide aynı…”

“Kalbimdeki öfke ile sevgi birbirine karıştı. Hangisinin beni yönlendirdiğini artık ayırt edemiyordum.”

“Şimdi yine eskisi gibi küçük bir kız olmayı, yarı vahşi, gözü pek, başıboş, küçük bir kız olmayı ne kadar çok isterdim.”

Böylesine hırçın olmak için yaşamın türlü iniş çıkışlarını görmüş olmalı.

"İşte bunların hiçbir şeyden korkusu yok." diye mırıldandım. "Birlikte oldukça şeytana da şeytanın bütün avanesine de meydan okurlar."

Ayağının bastığı yeri, onu saran havayı, dokunduğu her şeyi, söylediği her sözü seviyorum. Her halini, her davranışını, baştan aşağı her şeyini, her şeyini seviyorum, işte bu kadar.

Akıllı bir insan için en iyi arkadaş yine kendisidir.

“Kötü bir yürek en sevimlileri bile çirkinden de kötü yapar”

“İnsan nasıl olur da bu güzel yerde uyuyanların, Uykularında rahat bulamadıklarını düşünür” dedim şaşkınca. SON