
“ Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın! ''

Aylak Adam, Yusuf Atılgan'ın modern Türk edebiyatında bireyin yalnızlığını, yabancılaşmasını ve anlam arayışını keskin bir dille anlattığı romanıdır. C.'nin şehirde dolaşırken sürdürdüğü arayış, dışarıdan bakıldığında aylaklık gibi görünse de derinde varoluşsal bir huzursuzluk taşır.
Yusuf Atılgan, Aylak Adam'da olaydan çok bakışa, iç sese ve gündelik ayrıntıların yarattığı boşluk duygusuna odaklanır. C.'nin aşka, topluma, alışkanlıklara ve aile mirasına karşı aldığı mesafe, romanı modern bireyin sıkışmışlığı üzerine güçlü bir metne dönüştürür. Kısa ama yoğun yapısı, Türk romanında kentli yalnızlığın en etkili anlatılarından birini ortaya çıkarır.
50 posts from the Bookspace community

“ Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın! ''

Ayşe insan resmi yapmazdı. “İnsanlardaki her duygu bir renktir” derdi.
İnsanlardaki her duygu bir renktir.
"Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez."

İkinci konuşmamda 'sen' diyemeyeceğim biriyle bir daha konuşmam.

sustu, konuşmak gereksizdi. bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. biliyordu; anlamazlardı.

"Günün bu saati, pazar gününün o dayanılmaz boşluğu... Her pazar olduğu gibi, bugün de her şey durmuş gibiydi."

"Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır."

“Kalabalıklar içinde dolaşıp kimseye ait olamamak, yalnızlığın en ağır hâlidir.”

Ben, toplumdali değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi!

“Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. İçimdeki sıkıntı eridi.”

İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri,olamadıkları kişi’yi anlatırlar.

"resim biterse onu ancak ikimiz anlayacağız" ve tabii ki konuşmanın gereksiz görüldüğü anlar için: "biliyordu, anlamazlardı" aylak adam

Geri dönüp yürüdü. Eczaneler onun bulmak istediği kokuyu değil, azap çekenlere DERMAN satarlardı. Onu nerede arayacağını biliyordu.

İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri, olamadıkları kişiyi anlatırlar.

"Kadınlar, yalnız kalmak için evlenir."

Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, kimi sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü farketmez.

"eve gelirken on paket sigarayla bir deste kibrit aldı. odasının ışığını yaktı. elindekileri karyolanın altına, boş bavula koydu. çevresine bakındı. yoktu. oturma odasını da aradı. orada da yoktu. bunca lüzumsuz eşya vardı da, neden en gereken, bir sigara küllüğü yoktu. kadınlar da böyleydi. dünyada gereğinden çok kadın vardı ama, yalnız bir teki yoktu.

Babam, "-Görürsünüz adam olmayacak bu çocuk, " derdi.Konuşmazdım.Sevinirdim.Babam adamsa ben olmayacaktım.

Eve gelirken on paket sigarayla bir deste kibrit aldı. Odanın ışığını yaktı. Elindekileri karyolanın altına, boş bavula koydu. Çevresine bakındı. Yoktu. Oturma odasını da aradı. Orada da yoktu. Bunca lüzumsuz eşya vardı da, neden en gereken, bir sigara küllüğü yoktu. Kadınlar da böyleydi. Dünyada gereğinden çok kadın vardı ama, yalnız bir teki yoktu. Salondaki vazoyu alıp yatağının kıyısına koydu. Işığı söndürdü. Yastığı doğrultup sırtına dayadı. Sigarasını yaktı. Ağaç yaprakları arasından görünen karşı pencere ışıklıydı. Gözlerini oraya dikip üst üste üç sigara içti. Pencere kararınca elimdeki izmariti vazoya bırakıp yattı.

Günlerin adı, sürelerince yaşanılan olayların degerine göre degişebilir. Bugün, şimdilik "paltosunu ilk çkardığı gün"dü, sonra "Güler'i ilk gördüğü gün" olacaktı.

Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. İçimdeki sıkıntı eridi.

Kornasını ötekilerden başka öttüren bir şoför, çekicini başka ahenkle sallayan bir demirci bile ikinci gün kendi kendini tekrarlıyordu. Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı .Çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak!

Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi, içimdeki sıkıntı eridi gitti.