
..."Aşktan sevgiden geçtim. İnsanız, şefkate ihtiyacımız var... "

by Aylin Balboa
<p>“Öyle işte. Hâlâ biraz soğuk geliyor ama battıkça alışıyorum.</p><p>Kendimi boşa aldım bayırdan aşağı koşuyorum.</p><p>Düşüyorum gibi görünüyor olabilir ama bakma aslında uçuyorum.</p><p>Söylediklerimin hepsini unut, sanki ben biliyorum da mı yaşıyorum Osman?”</p><p><br></p><p>“Ayrılmalıyız! Barışalım mı? Senin canın sağ olsun. Hiç bilmiyorum. Ben artık istemiyorum. Yuvarlanıp gidiyorum. Senden ayrılmaktan bıktım. Düelloya müelloya gitmiyorum. Aman ne bileyim. Oturdum, geçmesini bekliyorum Osman.”</p><p><br></p><p>Aylin Balboa’nın kendine has kaleminden, bir kadının kendi kendini tamir etmesinin hikâyesi.</p>
46 posts from the Bookspace community

..."Aşktan sevgiden geçtim. İnsanız, şefkate ihtiyacımız var... "

Onca yıllık kendimim, hâlâ kendime alışamadım.

Bize konup sonra kuşlar gibi uçan o aşk da, umarım ihtiyacı olan birilerine gitmiştir Osman.

Nelerden korktuğumuzu, neleri istediğimizi, neleri sevdiğimizi, neleri sevmediğimizi belirlemişiz. Bu sınırların dışına çıkarsak yanlış bir şey yapacakmışız gibi hissediyoruz. Kendimize "Ben" adında bir hapishane yapmışız, bir türlü tahliye olamıyoruz Osman.

Yani tabii bir kamyon laf ettim, seni de anlıyorum. İşleri akışına bırakayım diyorum ama Termodinamiğin İkinci Yasası’ndan çok korkuyorum. Evrende kendi haline, doğal şartlara bırakılan tüm sistemler zamanla doğru orantılı olarak düzensizliğe, dağınıklığa ve bozulmaya doğru gider, bak, kapı gibi bilimsel kanıtlarla konuşuyorum. Küçük bir arıza verdik diye komple sistemimizi bozmaya ne gerek var Osman, ben barışmak istiyorum

Neresinde kaldığımı unutmayayım diye değil, tam da neresinde vazgeçtiğimi hatırlayayım diye sayfayı köşesinden katlayıp rafa kaldırıyorum.

Hani konuşmuştuk ya, insan vücudu tatile giderken ne bulursan tıkıştırdığın bir bavul gibi. Bir kere açtıysan bir daha katiyen aynı şeyleri içine sığdıramıyorsun. İşte benim de kendimi söküp takmaya çalıştığım o gece, bütün organlarımı hatırladığım kadarıyla yerlerine yerleştirdikten sonra bir parçam dışarıda kaldı. Anlayacağın, bir süredir beynimi dandik bir pazar poşetinde taşıyorum. Eksik kadroyla iyi bir mücadele sergileyemiyorum

"Neresinde kaldığımı unutmayayım diye değil, tam da neresinde vazgeçtiğimi hatırlayayım diye sayfayı köşesinden katlayıp rafa kaldırıyorum."
Tutunacak bir şey arayan herkese kendilerine tutunmalarını tavsiye ediyorum.

Şimdiye kadar bize hep “parayla saadet olmaz” dediler ama bunu yaşayarak öğrenmek istiyorum.

Yapılacak hiçbir şey kalmadığını anladığın andaki o kafa rahatlığı hiçbir şeyde yok cidden. Neticede olan olduysa, olan olmuştur.

Bizi gülmek kurtaracak, biliyorsam bir bunu biliyorum, başka da bir şey bilmiyorum Osman.

İnsan her şeye alışıyor. Bu iyi mi, kötü mü halen bilmiyorum ama işe yaradığı kesin. Seni görmeden yaşayamayacağımı sandığım, kalbimin ağrısından uyuyamadığım günler çoktan geride kaldı. Ama yine de, nadiren de olsa, ilginç şeyler oluyor ve eski alışkanlıklarla ilk iş telefona sarılıp sana anlatma ihtiyacı duyuyorum. Ayrılığın en kötü tarafı şahidini kaybetmek sanırım. Birileri bilmeyince, bazı şeyler hiç yaşanmamış gibi oluyor çünkü.

Sırf havada kalabilmek için dakikada üç bin kere kanat çırpan sinekkuşları gibi çabalamaktan yoruldum.

İnsanın sabahları uyanınca kafasını bıraktığı yerde bulması büyük nimet Son zamanlarda bu hususta epey güçlük çekiyorum Sen gittiğinden beri kafamı hiçbir yerde bulamıyorum Ben barışmak istiyorum…
Yaa, öyle işte Osman. Bitmez sandığımız bir aşkın daha nihayet dibini sıyırmış bulunmaktayız.

Kâğıtlara baka baka katlanmayı öğreniyorum. Ne diyeyim Osman, katlanıp gidiyorum..

Beni tanırsın, ölmek istediğim filan yok. Sadece bir anlığına neler olacağını çok merak ediyorum. Zaten insanın başına ne gelirse ya meraktan, ya bilirsin işte… Nihayetinde pencerelere çok yaklaşmıyorum. Hayatın, içinde taşıdığı ihtimallerin hepsini görmeden şuradan şuraya gitmem, ne münasebet! Sen de artık dobarlan bıragma gendini Osman.

'kendimi çok sinirli biri sanırdım mesela. ancak şimdilerde o siniri içinde bulamıyorum. beni kızdıran şeyler olmadığından değil. kızacak kadar dahil hissetmiyorum artık hiçbir şeye. kendime bile dahil değilmişim gibi. sanki içimden çıkmışım da kol mesafesinden izliyorum olan biteni. çok da uzağıma gitmiyorum neme lazım. sonuçta kim olursa olsun, insanın kendini koruyup kollayacak kadar yakınlarında olması gerekir osman.'

Güzel başlayan bazı romanlar ilerledikçe sarpa sarmaya başlar da bir umut okumaya devam edersin ya, hah işte ben öyle yapmayı bıraktım. Neresinde kaldığımı unutmayayım diye değil, tam da neresinde vazgeçtiğimi hatırlayayım diye sayfayı köşesinden katlayıp rafa kaldırıyorum, yani artık istemiyorum

Dinlediğim şarkı "Neydi birarada tutan şey ikimizi?" diye soruyor. "Mezon Alan Teorisi" diye cevap veriyorum. Romantizm pek bana göre değil Osman,olmuyor,yapamıyorum.

Cinsellik sürüngen beyinle ilgiliyken duygular limbik sistemde dolanır. Fakat elimizde, bizi akıl ve izana davet eden korteks gibi bilge bir kozumuz vardır

Öyle işte. Hâlâ biraz soğuk geliyor ama battıkça alışıyorum. Kendimi boşa aldım bayırdan aşağı koşuyorum. Düşüyorum gibi görünüyor olabilir ama bakma aslında uçuyorum. Söylediklerimin hepsini unut, sanki ben biliyorum da mı yaşıyorum…

Mühim olan ne kadar hissederek yaşadığın, yeryüzündeki bu sınırlı zamanın ne kadar tadını çıkarabildiğin. Hayatımızı, gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmediğimiz idealler peşinde tüketmeyi değil, yaşamayı savunuyorum. Büyük hayallerle çok zaman kaybettik, artık basit şeylerin zamanıdır.