
"Bir şeyin kalbini kırması için illa yanlış olması gerekmez ki…”

by İlhami Algör
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, İlhami Algör'ün aşk, yazma arzusu, erkeklik kırılganlığı ve hayal ile gerçek arasındaki bulanık alanı anlattığı kült romanıdır. Anlatıcının Müzeyyen'e duyduğu tutku, bir ilişki hikayesinden çok kendi içindeki boşlukla karşılaşmasına dönüşür.
İlhami Algör, Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'da kısa cümleler, iç konuşmalar ve gündelik ayrıntılarla özgün bir atmosfer kurar. Roman, büyük olaylar yerine ses tonu, suskunluk ve takıntılı düşünce üzerinden ilerler. İstanbul'un kenarından geçen bu melankolik anlatı, aşkın bazen karşımızdaki kişiden çok zihnimizde kurduğumuz imgeye bağlandığını düşündürür.
22 posts from the Bookspace community

"Bir şeyin kalbini kırması için illa yanlış olması gerekmez ki…”
"ben atilla ilhan değilim. belki de sen bana mecbursundur, bilemeyiz."

Tütünümü, anahtarımı aldım, evden tam çıkıyorum, bir şeyin eksik olduğunu, eksik olanın ruhum olduğunu fark ettim.
Tütünümü, anahtarımı aldım, evden tam çıkıyorum, bir şeyin eksik olduğunu, eksik olanın ruhum olduğunu fark ettim.

"Ayna" dedim, "seni bölük bölük bölerim." "Denememeni tavsiye ederim", dedi, "bölünerek çoğalırım ve çoğaldıkça fazla suret veririm, hoşuna gitmez. "

Müzeyyen... - Efendim? -Hiç, adını söylemek hoşuma gidiyor..
"Sevmek, bir başkasının hayatını kendinden daha çok önemsemek değilmiş meğer. Sevmek, o hayatın içinde yok olmayı göze almakmış."

Evden tam çıkıyorum, bir şeyin eksik olduğunu, eksik olanın ruhum olduğunu fark ettim. Önemsemedim. Yol, bana uygun bir ruh önerebilirdi.

“Aynı kitabı okuyup farklı yerlerin altını çizmişiz.”

“Bu kadın beni ikiye katlar, suya götürür, suya batırır, kuru çıkarır, susuz getirirdi..”
çok şıksın ama yanlış istasyonda takılıyorsun

“Aşk dediğin, iki yarım kalbin bir bütün olma çabasıdır.”

Tütünümü, anahtarımı aldım, evden tam çıkıyorum, bir şeyin eksik olduğunu, eksik olanın ruhum olduğunu fark ettim. Önemsemedim.
Ne olmuştu da, "Seninle dünyanın her yerine gelirim," diyen Müzeyyen, durduğu yerden çekip gitmelere başlamıştı. Nerelere gidiyordu? Gelirken getirdiği bakışlar ne dalgaydı? Hangisi Müzeyyen' di? Ya da Müzeyyen kimdi? İlk tanıdığım kimdi, şimdiki kim?
Zaten bu hayatta, her zaman bir şeyler eksikti. Ya da bana öyle gelirdi.
"Bir kadını sevmekle başlar her şey ama bir kadını sevmekle bitmez. Bir kadını sevmek, onunla birlikte dünyayı da sevmektir."

Her şey benden önce olmuşsa, bana olacak bir yer, durum kalmıyor muydu? Bana ait tek kişilik bir iskemle, oda yok muydu bu dünyada?

"Ben ne kadar ev haliysem o, o kadar sokak. Ben sokulgan isem, o başını alıp giden. Ben gündüzüm, o gece... Çapkın, güçlü, özgür."

ü, anahtarımı aldım, evden tam çıkıyorum, bir şeyin eksik olduğunu, eksik olanın ruhum olduğunu fark ettim. Önemsemedim.

“Bacak kadar kız, milletin baş tacı idi. Millette bu taçlardan çok vardı. Taç üstüne taç koyan, taç düşkünüydük.

ne olmuştuda seninle dünyanın her yerine gelirim diyen müzeyyen bir anda çekip gitmelere başlamıştı?

Kitabın ismi sadece FAKAT! olarak kalabilirdi.