
Sonunda Germinal bana şunu düşündürüyor: İnsan adalet duygusuyla değil, bir yerden sonra dayanma gücü tükendiği için harekete geçiyor. Büyük laflar, idealler, teoriler hep sonradan geliyor; önce açlık, yorgunluk ve korku var. Etienne ile Catherine arasındaki ilişki de bunu sessizce doğruluyor, bu bir kurtaran aşk değil, ayakta kalmaya çalışan iki insanın birbirine tutunması. Sevmek var ama koruyacak güç yok, istemek var ama çıkış yok. Son sahnede ölüm geldiğinde bile bu aşk yücelmiyor; yalnızca daha çıplak hale geliyor. Catherine’in, bir gün her şeyin rengini kaybedeceğini sezdiren o sözleri, yalnız kendi hayatını değil, bu düzenin içinde solmaya mahkûm olan her şeyi anlatıyor. Okudukça mesele insanların iyi ya da kötü olması olmaktan çıkıyor; hem isyanın hem aşkın aynı yorgunluktan doğduğunu görüyorsun. O yüzden romanda suçlu aramak anlamsız geliyor. Ortada daha çok herkesin içinde sıkıştığı bir kusur var ve bu kusur bireysel değil, düzenin kendisi. Sonrası insanca pek insanca...
















