
Belki de şartlar eşit olsaydı tarih bambaşka yazılırdı

Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf'un kadınların yazarlık, eğitim, para ve özgürlükle ilişkisini tartıştığı temel deneme kitaplarından biridir. Woolf, edebiyat tarihinde kadınların neden daha az görünür olduğunu yalnızca yetenek meselesiyle değil, maddi koşullar ve toplumsal engellerle açıklar.
Kitabın merkezindeki fikir yalındır ama güçlüdür: yaratıcı üretim için zaman, mekân ve ekonomik bağımsızlık gerekir. Woolf, kurmaca örnekler, edebiyat tarihi ve keskin gözlemlerle kadınların kendi seslerini kurabilmesi için gereken zemini tartışır. Kendine Ait Bir Oda, feminist edebiyat eleştirisinin en okunur ve etkili metinlerinden biri olarak önemini sürdürür.
20 posts from the Bookspace community

Belki de şartlar eşit olsaydı tarih bambaşka yazılırdı
bir hayali öldürmek,bir gerçeği öldürmekten daha zordur..

Kadınlık korunmaya muhtaç bir varoluş olmaktan çıkınca her şey olabilir.

"Ne hoş bir güzelliği vardır; hafif adımlarla, dünyadan gülümseyerek geçenlerin. Kimseye bir kötülüğü dokunmadan yaşayanların...’’

“Bütün yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler, büyülü bir aynaydı bu ve müthiş bir yansıtma gücü vardı.”

“Bazı yollara yalnız çıkılır, ama sonunda kendine varırsın.”

Kendimi sanki bitmiş bir kitabın son sayfasındaki o boşluk gibi hissediyorum. Hikaye bitti, herkes gitti, ben ise sadece o beyaz sayfanın üzerinde anlamsızca duruyorum."

Kadınları korumaktan vazgeçmeniz lazım, onları farklı işler ve farklı uğraşlarla baş başa bırakın; izin verin ki asker olsunlar, denizci olsunlar, otomobil sürsünler, liman işçisi olsunlar... "Kadınlık korunmaya muhtaç bir varoluş olmaktan çıkınca her şey olabilir.

Dünyanın çok yakında kaybolacak güzelliğinin iki ucu vardır; biri kahkaha diğeriyse kalbi parcalara ayıran elemdir.

Kim beni suçlar? Şüphesiz birçokları bana memnuniyetsiz diyeceklerdir. Elimde değildi, huzursuzluk doğamda vardı, beni bazen acı çekecek derecede kışkırtıyordu.

"Heyhat! Yazmayı deneyen bir kadını Kendini bilmez bir yaratık sayarlar; Hiçbir erdem telafi edemez bu hatayı. Cinsiyetimizi ve tarzımızı yanlış anlıyormuşuz. Terbiye, moda, dans, kıyafet, oyun... İşte bunları istemeliymişiz; Yazmak ya da okumak ya da düşünmek ya da araştırmak, Güzelliğimizi gölgeler, zamanımızı tüketirmiş Ve en güzel çağımızda engellermiş zaferlerimizi. Berbat bir evin sıkıcı işleriniyse, En büyük sanatımız ve yararımız sayar kimileri."

Dünya kadına, erkeklere dediği gibi "Yazmayı seçersen yaz, benim için farketmez" demedi. Dünya kahkahalara boğularak şunu dedi: "Yazmak mı? Senin yazmandan ne çıkar?"

Renklerin yoğunlaştığı ,morlarla altın sarilarinin heyecanlı bir kalbin atışı gibi pencere camlarında yandığı günün ,o ışıklar arasındaki zamanıydı; nedense dünyanın güzelliğinin gözler önüne serildigi ama yakında kaybolacagi zaman...

İngiliz yazar ve muhabir olan John Eric Langdon-Davies(1882-1971) “Kadınların Kısa Tarihi” adlı kitabında şöyle bir laf etmiş; “çocuklar hiç istenmez olduğunda kadınların gerekliliği tamamen ortadan kalkar.” Bana çok sert ve hatta biraz da anlamsız gelen bu cümleyi Virginia Woolf’un “Kendine Ait Bir Oda” kitabında okudum. Bu cümleyi kullanarak kadınları uyarıyordu. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

"Bir noktadan sonra her şeyi öylece akışına bırakırsın. Artık ne düzeltmeye çalışırsın ne de yıkmaya. Dünyanın seni incitmesine bile izin verirsin, çünkü o acı bile sana uzak bir ülkenin haberi gibi gelir."

Kalbi, bedeni ve aklı, birkaç milyon yıl sonra olacağı gibi ayrı bölmelerde bulunmayıp henüz birbiriyle sıkı sıkıya bağlı olan insan yapısı düşünüldüğünde, iyi bir akşam yemeğinin iyi bir sohbet açısından önemi çok büyüktür. Kişi iyi bir yemek yememişse, iyi düşünemez, iyi sevemez, iyi uyuyamaz.

Dünyanın çok yakında kaybolacak güzelliğinin iki ucu vardır; biri kahkaha diğeri ise kalbi parçalara ayıraneylemdir.

Suçu savaşa mı atmalıyız? Ağustos 1914'te silahlar lendiğinde aşk, erkeklerle kadınların yüzleri birbirlerine öylesine yavan göründüğü için mi öldürüldü? Mutlaka ki yöneticilerimizin yüzlerini top patlamalarının ışığında görmek (özellikle eğitim ve benzeri konulardaki hayallere sahip kadınlar için) çok şaşırtıcıydı. Öylesine çirkin (Almanlar, Ingilizler, Fransızlar), öylesine ahmak göründüle ki... Fakat suçu nereye, kime atarsanız atın, Tennyson w Christina Rossetti'ye sevdiklerinin gelişiyle ilgili bu denli tutkulu şarkılar söyleme ilhamı veren hayal, artık o zamana göre çok daha nadir bulunuyor. Sadece okumak, bakmak, dinlemek ve hatırlamak yeterli.
""Kadının varlığına katlanamayan zihniyet; elbette onun yazmasına, okumasına, düşünmesine de karşıdır."

kendimize ait bir oda olmadıkça,kendimizi ifade edecek bir dilimiz de olmamaz