
Yaraların vardı; ama hepsi seni daha dayanıklı, daha güçlü ve daha uyanık kılmıştı.

Beyaz Dis is one of the most beloved books in the Bookspace community. Add it to your shelf, save your favorite quotes, and join the conversation with thousands of fellow readers.
26 posts from the Bookspace community

Yaraların vardı; ama hepsi seni daha dayanıklı, daha güçlü ve daha uyanık kılmıştı.

Dünya hakkında bir şey daha öğrenmişti. Su canlı değildi. Ama hareket ediyordu. Ayrıca toprak gibi katı görünüyordu ama hiç de katı değildi. Nesnelerin her zaman göründüğü gibi olmadığı sonucunu çıkardı bundan. Doğal olarak bundan böyle her şeyin dış görünüşüne karşı sonsuz bir güvensizlik içinde olacaktı. Bir şeye inanması için önce onun iç yüzünü, gerçeğini öğrenmesi gerekecekti.
"Bu dünya bomboş ve maddi çıkarların geçerli olduğu bir dünyaydı! Kaba, sert, acımasız ve soğuktu! Sevgiden, okşamadan, sevecenlikten eser dahi yoktu."

Yavru kurt insanlar gibi düşünebilseydi, hayatı, doymak bilmez bir iştahı doyurmaya çalışmak olarak özetlerdi. Dünyayı ise takip eden ve edilenin, avlayan ve avlananın, yiyen ve yem olanın bir sürü arzu ve iştahıyla dolu; düzensizlik ile şiddettin, açgözlülük ile kıyımdan ibaret bir kaosun acımasız, plansız ve sonsuz, rastlantıyla birlikte tamamen körlemesine ve karmaşa içinde hüküm sürdüğü bir yer olarak görürdü.

İnsan kalbi, sevgiyle tanıştığında artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

Dünya, vahşi ve zalimdi.

Selam

Bilinmeyen her şey, korkunun başlıca unsurlarındandı.

"Kendinden zayıf olanı ez, kendinden güçlü olana itaat et." Bu içinde yaşadığımız dünyanın vahşi kuralı.

Beyaz Diş yasayı iyi biliyordu; zayıf olan ezilir, güçlü olana ise boyun eğilirdi.

Asıl yaralanan şey duygularıydı.

İnsan yenildiğini düşünürse, yarı yarıya öyle sayılır.

Kullarının hayatlarına ve ölümlerine karar verme gücü tanrıların elindeydi ve tanrılar, güçlerini kıskançlıkla korurlardı.

Yoluna devam etmesini sağlayan tek güç yalnızca kararlılığıydı.

Yavru kurt insanlar gibi düşünebilseydi, hayatı, doymak bilmez bir iştahı doyurmaya çalışmak olarak özetlerdi. Dünyayı ise takip eden ve edilenin, avlayan ve avlananın, yiyen ve yem olanın bir sürü arzu ve iştahıyla dolu; düzensizlik ile şiddettin, açgözlülük ile kıyımdan ibaret bir kaosun acımasız, plansız ve sonsuz, rastlantıyla birlikte tamamen körlemesine ve karmaşa içinde hüküm sürdüğü bir yer olarak görürdü.

Hoşnutluğun yerine sevgi geçmişti. Ve sevgi, daha önce hiçbir duygunun erişemediği kadar derinlere inmişti. Buna cevap olarak yine en derinlerinden yeni bir şey geldi: sevgi. Kendisine verilenin karşılığını veriyordu.Bu da bir tanrıydı aslında, sevgi tanrısıydı; mutluluk saçan ışığında, Beyaz Diş’in doğasının güneş altındaki bir çiçek gibi açılıp serpildiği, sıcacık bir tanrı.

Vahşi Doğa hareketi sevmez. Yaşam onun için bir hakaret niteliğindedir çünkü yaşam hareket demektir; Vahşi Doğa hareketi yok etmeyi amaçlar. Suyun denize akmasını engellemek için onu dondurur, ağaçlar buz kessin diye son damlalarına kadar onların özsuyunu emer; Vahşi Doğa'nın en acımasızca ve korkunç saldırısı ise insanoğluna olur, onu itaat etmeye zorlar. Yaşama isteği asla tükenmeyen tüm hareketin nihayetinde durması gerektiği kuralına her daim başkaldıran insanoğluna.

İnsan yenildiğini düşünürse, yarı yarıya öyle sayılır.

Her yer kasvete bürünmüştü, cansızdı, hareketsizdi; yerin ruhu o kadar yalnız, o kadar soğuktu ki, hüzünlü bile denemezdi ona.

Hayatta kalmanın biri için diğerini yemek, öteki içinse yenilmemek anlamına geldiği bir oyundu bu.

Bütün eski anıları ve onlarla birlikte gelen tüm duygular tekrar ölüp içinden çıktıkları mezara gömüldüler.

Asıl yaralanan şey duygularıydı
"Gidişat hiç hoşuma gitmiyor. Hiç de yoluna girecekmiş gibi hissetmiyorum."

Ama bundan sonra acıdan kaçtı çünkü artık acının acıttığını biliyordu.