
" bu, halk denen kitlenin ta derinliklerinde yatan, bir gizilgüç niteliğiyle var olan kötülüğün bütün uzantılarıyla algılanmasıydı, insanın büyük şehirdeki güruhun batağına saplanması, böylece de insanlığını yitirmesi, insan karşıtı bir varlığa dönüşmesiydi; bu, varlığın temellerinin sarsılmasından, yerini salt güdülerle akıp giden, yüzeysel bir hayata bırakmasından, köklerini yitirip bu köklerden kopmasından kaynaklanan bir olguydu; böylece ortada, bulanık bir dış görünüşün tehlikeli boyutlarda köklerinden kopmuş hayatından, ölüme gebe, esrarlı ve cehennemden farksız bir sona gebe hayatından başkaca bir şey kalmamış oluyordu.. ve bu gece de böyleydi, belki de hep böyle kalacaktı, sonsuzluğu ve zamanı, ayrılışı ve yeniden varışı, sürü birlikteliğini ve yalnızlıkların en yalnızını, korkuyu ve kurtuluşu ayıran eşikteki gece; ve o, vergilius, gecenin kıyısının alacakaranlığında görüşü bulanıklaşan, yeryüzünün ufkunda duran, eşiğe sürgün edilmiş vergilius, uyku denen şeyin ne olduğunu ken






