
Bir ülke, yoksulluğunu altınla değil, bilgelikle; karanlığını gürültüyle değil, ahlakla; çöküşünü öfkeyle değil, sorumluluk alan insanların sessiz emeğiyle aşar. Çünkü gerçek uygarlık, meydanlarda atılan nutuklarda değil, öğretmenin sabrında, yöneticinin vicdanında, yurttaşın “ben ne yapabilirim” diye sormasında filizlenir ve beyaz zambaklar ancak böyle bir toprağın üzerinde açar.








