
Taşların taşlarla konuştuğu bu yalnızlıkta İnsan üzüntüden başka nedir ki...

by Sükrü Erbas
Eskiden, çok eskiden<br/>Tanrımız yoktu. Korkumuz yoktu.<br/>Günahımız yoktu. Yapraklar gibiydik.<br/>Öpüşler gibiydik. Köpükler gibiydik.<br/>Yapamadık. Güzellik boğdu<br/>İyilik zayıf düşürdü hepimizi.<br/>İçimizden birisini göklerin ardına gönderdik.<br/>Şimdi hepimiz huzurla birbirimize kötülük ediyoruz.<br/>Şimdi hepimiz korkuyla acımızı seviyoruz<br/>Şimdi hepimiz dünyayı bir tanrıya değiştik<br/>Şimdi hepimiz cehenneme dua ediyoruz.
10 posts from the Bookspace community

Taşların taşlarla konuştuğu bu yalnızlıkta İnsan üzüntüden başka nedir ki...

Ne olurdu kokunun da fotoğrafı olsaydı Sesin fotoğrafı. Boşluğun fotoğrafı. Parmak uçlarındaki karıncanın Ruhtaki üşümenin Ölüm kimseyi bu kadar yalnız bırakmazdı

İnsanın ruhunu yitirdiği bu zamanda kim okuyup kim yazacak.

Sözlerimi toparlıyorum usul usul Dünya, seni sevdiğim dünya değil.

Ne demek biliyor musun bir insanı sevmek Birden dünyada kötü insan kalmıyor Puhu kuşları saka kuşlarının şarkısını söylüyor geceye Bütün erkekler kadınların önünde inceliğe dönüşüyor Tanrı, çocukların sevgisiyle iyileştiriyor dünyamızı Sular yıldızlar çimenler bahçeler güneş salkımları Hepsi günde bin kez sonsuzluğundan doğuruyor bizi. Yalnızlık öyle bir arzuyla bakıyor ki hayata Bütün ölü zamanlar bizimle konuşmaya başlıyor.

Yaşamak desem değil Ölmek desem değil Bir Araf Tam şuramda...

Bir insana inanmak ne demek biliyor musun Kapının önündeki ağaçlarla birden çiçeğe duruyorsun Sokaktaki kedi bacaklarından önce boynuna dolanıyor Gidip ilk gençliğin uykularına boyanıyorsun Yağmur öyle gamzeler açıyor ki baktığın yerlere İlan-ı aşk makamından bir ürperti dudaklarının neminde Unuttuğun mavilik gövdeni bahar dalma çeviriyor.

“Ben, yüreğini yitirmiş bu zamandan korkuyorum..”

Mah cemal üstünde teli bilmeyen / Bal dudak altında dili bilmeyen/ Garip'im gönülden yolu bilmeyen/ Yürüse de yol kıymetin bilemez. Ses ezgin. Ses saygılı. Ses büyük. Ses kahır. Yüreğin bütün heyecanlarıyla çarpıyor ses. Dile getirdiği yaşantıların bütün acılarıyla yaralı. Bütün arzuların ürpertisiyle kanatlı. Geri çekilirken susmuyor. İleri çıkarken bağırmıyor. Bağırıyor da hiçbir acıyı incitmiyor. Hiçbir kalbi yormuyor. Ses, insanın sustuğu ne varsa onların billurlaşmış hali. Ev içlerinin haysiyeti, yoksulluğu, yaşama gücü. Bütün bir bozkırın kaderi, gurbeti, sılası. Bütün yolların ayrılığı ve kavuşması. Kirpikten topuğa insan bedeninin bütün güzelliklerine, arzularına, yalnızlığına aynı içtenlikle, aynı hüzünle, aynı umutla dokunuyor.

"Bunu da sen öğrettin biliyor musun? Sevmek ölümden uzun sürüyormuş."