
İnsan hazza üstün geldiği gün, acıya da üstün gelecektir.

by Seneca
<p>Seneca (MÖ 4’e doğru-MS 65): Devlet adamı ve filozofluğunun yanı sıra Roma tarihinin en önemli söylev ustalarından ve tragedya yazarlarından biridir. Babasının bir siyaset adamı ve hatip olarak yetiştirmek istediği</p><p> Seneca, bir süre devlet işleriyle uğraştı ve sonunda kendisini en sevdiği işe, yani felsefeye adadı. Stoacı öğretileri içeren çok sayıda düşünce metni, mektup ve tragedya yazdı.</p><p> Mutlu Yaşam Üzerine ve Yaşamın Kısalığı Üzerine’de Seneca doğaya uyumlu yaşama mecburiyetini çeşitli açılardan ve yaşadığı dönemden örnekler vererek ele alır. İlham verici bu iki metin, Stoacılığın Roma döneminde nasıl bir yaşam anlayışını salık verdiğine dair soruların yanıtlarını da barındırır.</p>
13 posts from the Bookspace community

İnsan hazza üstün geldiği gün, acıya da üstün gelecektir.

“Çok az zamanımız olduğu için değil, çok şey kaybettiğimiz için. … Aldığımız hayat kısa değil, ama biz onu öyle yapıyoruz.”

“İnsan hazza üstün geldiği gün, acıya da üstün gelecektir.”

Yaşam kısa, sanat uzun.” “Yaşam, değerlendirmeyi bilirsen, uzundur.” “Herkes mutlu yaşamak ister, ancak yaşamı mutlu kılan şeyin ne olduğunu görmek konusunda zihinleri kördür.” “Sonsuza dek yaşayacak gibi yaşıyorsunuz, zayıflığınız aklınıza hiç gelmiyor, şimdiden ne çok zamanın geçip gittiğini göz önünde bulundurmuyorsunuz; bir şeye veya birine adadığınız bir gün son gününüz olabilecekken yaşamınızı, tükenmez, dolu bir kaynaktan geliyormuş gibi harcıyorsunuz. Ölümlü olan her şeyden korkuyor, ölümsüz olan her şeyi arzuluyorsunuz.” “Geceyi bekleyerek gündüzü, ışıktan korkarak da geceyi yitiriyorlar!” “Yaşadığımız, yaşamın kısa bir bölümüdür.”

Geçmişini, ne zaman kesin bir plan yaptığını, ne kadar az günün tasarladığın gibi geçtiğini, ne zaman yüzünün doğal haline büründüğünü, ne zaman zihninin huzursuz olmadığını, böylesine uzun bir ömürde ne başardığını, sen kendin ne kaybettiğini anlamazken, bir çokların senin yaşamından ne çok çaldığını, yersiz kaderin, aptalca mutluluğun, açgözlü şehvetin ve dalkavukça ilişkinin yaşamından ne kadar çok çaldığını, sende sana ait ne kadar az şey kaldığını, yeniden düşün, göreceksin ki vaktinden önce ölüyorsun.

İnsan yaşamıyla ilgili olarak çoğunluğun tercihlerini örnek alma zorunluluğunu hissetmemelidir. Aklı temel almalıdır ve akla karşı duran kuru kalabalıktan kendini kurtarmalıdır. Kendi içine çekilip yaşamı felsefe yoluyla düşünmeye başlayan insan, çoğunluğun bu yeryüzüne özgü, aslında hiçbir değeri olmayan bir sürü gereksiz şeye değer verdiğini ve bu yüzden onlardaki dışsal unsurlara dayanan mutluluk görüntüsünün hem sahte hem de geçici olduğunu anlayacaktır.

“Sen kendin ne kaybettiğini anlamazken, birçoklarının senin yaşamından ne kadar çok çaldığını, sende sana ait ne kadar az şey kaldığını yeniden düşün, göreceksin ki vaktinden önce ölüyorsun.”

En büyük yaşam engeli, yarına dayanıp bugünü tüketen beklentidir

“Şu anda kendi kötülüğünün savunucusu olan halk akla karşı duruyor. Bu, millet meclislerinde de olur, (halkın) kaypak kanaatleri değişince, insanlar kendi seçtikleri başkanların seçilmiş olmasına şaşırır. Bir şeyi destekler, sonra aynı şeye karşı çıkarız, (öyle ya,) çoğunluğa göre alınan her kararın sonucu budur.”

En büyük yaşam engeli, yarına dayanıp bugünü tüketen beklentidir.

Az önce alıntımın devamıdır. "Kimse zamanını korumak için çaba göstermez, sanki değersiz bir şeymiş gibi onu savurur. Oysa bir başkası mallarımızdan en ufak bir parçayı istese öfkeye kapılırız; ama biri zamanımızı çalarken buna aldırmayız. Servetimizi gözümüz gibi saklarız, zamanımızı ise başkalarına gönül rahatlığıyla dağıtırız; çünkü zamanın değerini ancak kaybettiğimizde anlarız. Kendine dön. Ömrünün ne kadarının sana ait olduğunu sorgula. Ne kadarını hırslara, ne kadarını boş endişelere teslim ettin? Ne kadarını başkalarının istekleri uğruna tükettin? Fark edeceksin ki, sana kalan kısım aslında çok küçüktür. Ve ömrünün sonuna gelmiş gibi olduğunda, çok geç fark edersin: Uğrunda çabaladığın şeylerin hiçbirinin aslında sana ait olmadığını.”

"İnsanlar hayatın kısa olduğunu söyler, zamanın yetersizliğinden yakınır. Fakat asıl olan, hayatın kısa olması değil, bizim onu boşa harcamamızdır. Çünkü hayat bize yeterince uzun verilmiştir; en yüce şeyleri başarabilmemiz için fazlasıyla yeterlidir. Ne var ki savurganlıkla dağıtır, boş işlerin peşinde tüketiriz. Zamanın değerini bilmeyen gönüller, doymaz bir iştahla hep daha fazlasını ister; ama yaşamın sonuna geldiklerinde, fark ederler ki ellerinde bir zamanlar bolca bulunan şeyin artık kırıntısı bile kalmamıştır. Gözünü para kazanmakla kör etmiş bir adam düşün; bütün gün kazanç hesapları içinde çırpınır. Bir başkası kendini siyaset denen bitmek bilmez hırsa kaptırır; kalabalıkların alkışı olmadan yaşayamaz. Kimisi de başkalarının yollarında sürüklenir, kendi ömrünün kontrolünü başkalarına bırakır. Böyleleri günü gününe yaşar, fakat bir günün bile kendisinin olmadığını bilmez." alıntı çok uzun olduğu için devamını kitabından okuyabilirsiniz.

Kısıtlı bir zamanımız yok , sadece boşa harcıyoruz. Gerçekten öyle mi ?