
hiç düşündün mü ne içindir yaşamak? bir görev yapmak içindir yaşamak. er kişi isen görevin neyse, başar. zevke, eğlenceye hayvanlar da koşar.

Yolların Sonu, Hüseyin Nihal Atsız'ın şiirlerinde öne çıkan yalnızlık, ülkü, tarih bilinci, ölüm ve iç gurur duygusunu bir araya getiren önemli bir toplamdır. Atsız'ın şiir dili, yer yer sert ve destansı, yer yer içe dönük ve hüzünlü bir ton taşır.
Hüseyin Nihal Atsız, Yolların Sonu'nda bireysel duyguyu tarihsel ve kültürel aidiyetle birlikte kurar. Kitaptaki şiirler, yalnız bir yürüyüş, kaybedilen zaman ve tavizsiz duruş imgeleri etrafında yoğunlaşır. Eser, yazarın romanlarındaki tarih ilgisini şiirsel bir sesle izlemek isteyen okurlar için dikkat çekicidir. Duygusal etkisi, yüksek söyleyişle kişisel kırılganlığı yan yana getirmesinden doğar.
18 posts from the Bookspace community

hiç düşündün mü ne içindir yaşamak? bir görev yapmak içindir yaşamak. er kişi isen görevin neyse, başar. zevke, eğlenceye hayvanlar da koşar.

Bugün yollanıyorken bir gurbete yeniden Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize. Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden İtler bile gülecek kimsesizliğimize. Gidiyorum: Gönlümde acısı yanıkların… Ordularla yenilmez bir gayız var kanımda. Dün benimle birlikte gelen tanıdıkların Yalnız bir hatırası kaldı artık yanımda. Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz; Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağına. Halbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin Değişilir topu da bir sokak kaltağına. İster düşün… Kendini ister hayale kaptır… Uzar, uzar, çünkü hiç sonu yoktur yolların. Bakarsın aldanmışsın, gördüğün bir seraptır Sevimli bir hayale açılırken kolların.

"Bilsin cihan ki ben bu cihanın nesindeyim: Bir ülkünün mehabetinin zirvesindeyim. Dünya denen mezellete dalsın her isteyen; Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim. Herkese bir özleyişle yaşar… Ben de öylece Altaylar’ın ve Tanrıdağ’ın çevresindeyim. Merdanelikle şöyle bakıp ayrılıklara Son menzilin hüzün dolu kaşanesindeyim. Artık veda zamanına pek fazla kalmadı; Yorgun ve kimsesiz ölümün bahçesindeyim…"

Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden, Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden… Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı, Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı. Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu! Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu! Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı, Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı. Geri Gelen Mektup - Hüseyin Nihal Atsız

En hisli şiirden de örülmez bu güzellik. Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur; Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik!

Bir hayal alemi ardında; uzak Sisli iklimlere sürgün gittim… Varlığım burada sönüp kaybolacak, Belki ben şimdiden öldüm, bittim…

Delinse yer, çökse gök yansa kül olsa dört yan, Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan. Yıldırımdan tipiden kasırgadan yılmayan, Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz… BUGÜN TÜRK BAYRAĞINIZI ALIN ÖYLE ÇIKIN SOKAĞA BAKALIM KAÇ KİLO ÇEKİYORLARMIŞ… uyan Türk bugün sayım var herkes saflarına geçsin

Gam mı ceylan gözlüler bizlere yar olmasa? Yeter ki kılıçlarla süngüler yar olmalı, Rahat yatakta ölmek sanki değil mi tasa? Savaş ve er meydanı bize mezar olmalı.

Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse

Bugün yollanıyorken bir gurbete yeniden Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize Bir kemiğin ardından saatlerce yol giden İtler bile gülecek kimsesizliğimize....

“Sevgi, yalnızca sevilen için değil, seven için de bir yüktür. Ama o yükü taşımayan, insan değildir.”

Bugün yollanıyorken bir gurbete yeniden Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize. Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden itler bile gülecek kimsesizliğimize...

br kemiğin ardında saatlerce yol giden, itler bile gülecek kimsesizliğimize

kalem, mermer, fırça nedir? birer oyuncak. Şaheserler, süngülerle yazılır ancak

Atsız'ın en sevdiğim kitabı 🐺

Dün gece ne kadar güzeldi alem, Göklerin şanlı mehtabı vardı. Sevdanın topraktan taştığı bu dem Günah-ı aşkın da sevabı vardı. Dağlar birbirine yaslanıyordu, Kuşlar çiçeklere sesleniyordu, Tabiat gizlice süsleniyordu, Eşyada vuslatın serabı vardı. Gönlümü göklere açmak istedim...

Saraylarda süremem dağlarda sürdüğümü, Bin cihana değişmem şu öksüz Türklüğümü...

Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.