
"Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra bütün bunlara yetisemeyeceğimden korkuyorum. Kendime çok borçlandım."

by Peyami Safa
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Peyami Safa'nın hastalık, aşk, yoksulluk ve ruhsal gerilim üzerine kurduğu en etkileyici romanlarından biridir. Bacağındaki rahatsızlıkla mücadele eden genç anlatıcı, bedensel acının yanında sınıf farkı ve karşılıksız sevgiyle de yüzleşir.
Peyami Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nda hastane atmosferini yalnızca fiziksel bir mekan olarak değil, insanın korkuları ve umutlarıyla sınandığı bir alan olarak kurar. Nüzhet'e duyulan sevgi, anlatıcının kırılgan benliğiyle toplumsal gerçeklik arasındaki gerilimi artırır. Kısa yapısına rağmen roman, psikolojik yoğunluğu ve içten anlatımıyla Türk edebiyatında özel bir yer tutar.
18 posts from the Bookspace community

"Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra bütün bunlara yetisemeyeceğimden korkuyorum. Kendime çok borçlandım."

Nisan yağmurları insanın ruhundaki tozları yıkar ama bazen de çamur uykularından uyandırır eski yaraları. ( Herkese günaydınlar iyi hafta sonları dilerim)

"Nüzhet Bana Yalan Söyledi *Dünyanın hiçbir Nüzhet'i yalan söylememelidir. Öyle bir yaşta idim ve öyle bir mizaçta idim ve çocukluğumda o kadar az oyun oynamıştım ve aldatmasını o kadar az öğrenmiştim ki, yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu; ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşırıyordum. Yalana her şey isyan etmelidir. Eşya bile: Damlardan kiremitler uçmalıdır, ağaçlar köklerinden sökülüp havada bir saniye içinde toz duman olmalıdır, camlar kırılmalıdır..."

Hakikati seviniz, o da sizi sever; hakikati arayınız, o da sizi arar ve üstüne yalan Çin setleri gibi kalın duvarlar örsün, altında kalan hakikat bir ince iniltiyle, bir hafif rüzgâr dalgasıyla, herhangi bir küçük işaretle mevcudiyetini bildirir: “Buradayım!” der

“Acı, insanın içine yerleşti mi; orası artık hep onun evidir.”

İnsan kalbini susturmayı, kendi sesini unutarak öğrenir.

Çocukluğumda o kadar az oyun oynatmıştım ve aldatmasını o kadar az öğrenmiştim ki, yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu; ve bi yalan söylendiği zaman innsanların değil, eşyaların bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum.

Her yeni yıl, bir öncekinden daha fazla ümit, daha fazla cesaret ve daha fazla sevgi demektir

“Hakikati seviniz, o da sizi sever; hakikati arayınız, o da sizi arar ve üstüne yalan Çin setleri gibi kalın duvarlar örsün, altında kalan hakikat bir ince iniltiyle, bir hafif rüzgâr dalgasıyla, herhangi bir küçük işaretle mevcudiyetini bildirir: ‘Buradayım!’ der.”

"Nüzhet bana yalan söyledi"

Hayat, yaşayanların elinde bir oyuncaktır; ölenlerin elinde ise bir hikaye.

"Felâketimizi başka biriyle taksim etmek saadettir, fakat annelerle değil, annelerle değil. Annelere anlatılan kederler taksim değil, zarbedilmiş olur: Çocuklarının felâketini iki kat şiddetle hisseden anneler, bu ıstıraplarım çocuklarına fazlasıyla iade ederler; böylece keder anadan çocuğa ve çocuktan anaya her intikal edişinde büyüdükçe büyür."

Istıraptan korkmamanın tek ilacı ıstıraptır. Bu ateşi o ateş söndürür.

Balkondan çıkıp gitti. Ayak seslerinin uzaklaşmasını dinliyordum. Son. Bir Şimendifer düdüğü. Keskin, acı ötüyor. Hayatımda büyük bir devrin kapandığı, korkunç yarına ilk adımı attığım an. Felaketlerimin başladığı saniyeyi tanıyorum. Hiç aldanmam.

“Acı çeken bir kalp kadar hayata bağlayan bir şey yoktur.”

. "..sezeriz, fakat hiçbir şey idrâk etmeyiz; ruhumuzun içinde ikinci bir ruh her şeyi anlar fakat bize anlatmaz.."

Beş dakika sonra hastaneden çıkıyorum. Son not. bu odada başkaları inleyecekler. onları şimdiden gayet iyi tanıyorum. Üstümden çıkarıp yatağa attığım ropdöşambır içinde, ebediyen aynı insan olacak: hasta.

Aşk'ın, yalnızlığın, merhametin, sevginin, umudun ve umutsuzluğun romanı bu sade bir roman değil. Tanpınar'ında dediği gibi '' acının ve ıstırabın yegâne kitabı''. Bunca zaman neden okumamışım dediğim kitaplardan birisidir. Akıcı, aşk, hüzün ve acı dolu bir kitap. Mutlaka okunmalı hem de birden fazla..