
Öğrenci, değişen durumuna uygun, daha ferah bir daire bulmak için ertesi sabah erkenden gelini daha uyurken kendini sokaklara attı. Döndüğünde, bir de baktı, yabancının başı yataktan sarkmış, bir kolu da başının üzerinden aşağıya uzanmış. Seslendiyse de bir yanıt gelmedi. Bu rahatsız yatışını değiştirsin diye uyandırmak için yaklaştı. Elini tuttuğunda buz gibi olduğunu fark etti –nabzı atmıyordu– yüzü bembeyaz, kireç gibiydi. Sözün kısası, ölüydü. Dehşete kapılan, çılgına dönen Wolfgang binayı ayağa kaldırdı. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Polise haber verildi. Polis memuru odaya girip de ölüyü görür görmez ürkerek geri çekildi. “Yüce Tanrım!” diye haykırdı. “Bu kadın buraya nasıl geldi?” Wolfgang, “Yoksa onunla ilgili bir şey mi biliyorsunuz?” diye atıldı. “Nasıl bilmem!” diye bağırdı polis memuru: “Dün giyotinle başı vuruldu!” Sonra yaklaşıp ölünün boynundaki siyah tasmayı çıkardı; baş yere yuvarlandı. Öğrenci cinnet getiriyordu. “İblisin işi bu! İblis avcuna aldı beni!”






