
“İnsan kimseyi sevmeyerek yola çıkıyor. Sonra çoğunlukla herkesi seviyor. Sonra onlardan bazılarını seviyor, sonra yalnız birini, sonra hiçbirini.”

by Albert Camus
In an Amsterdam bar, Albert Camus's The Fall gives the floor to Jean-Baptiste Clamence, a former Paris lawyer who approaches a stranger and gradually turns conversation into confession. Clamence once regarded himself as generous, successful and morally superior, but a disturbing memory exposes the vanity beneath that image. As he guides his silent listener through bars, canals and recollections, his polished anecdotes begin to sound less like remorse than a carefully managed prosecution. The novel reveals its central crisis through what Clamence chooses to admit, delay or redirect; a conventional sequence of action recedes behind that verbal control.
Camus builds the book as a dramatic monologue whose missing replies make the listener—and eventually the audience—part of Clamence's performance. His self-accusation repeatedly expands into an accusation of everyone else, blurring confession with domination and moral insight with evasion. Amsterdam's fog, water and enclosed interiors give this verbal trial a suspended, infernal atmosphere; the contrast with remembered Paris sharpens the distance between public virtue and private motive. The Fall draws its force from that unstable voice: every apparent disclosure raises a new question about whether judgment can ever be separated from the desire to stand above the judged.
10 posts from the Bookspace community

“İnsan kimseyi sevmeyerek yola çıkıyor. Sonra çoğunlukla herkesi seviyor. Sonra onlardan bazılarını seviyor, sonra yalnız birini, sonra hiçbirini.”

İnsanın temel durumu şudur: Kendini tanımaya başladığı anda, kendinden nefret etmeye başlar. Ve bu nefret, ölene kadar sürer.

Kendi doğamın keyfini sürüyordum ben, hepimiz de biliriz ki, mutluluk buradadır...

Gerçek aşk istisnaidir tabii ki - az ya da çok yüzyılda iki üç kere. Gerisi hep gösteriş ya da can sıkıntısı.

İnsanlar gösterdiğiniz nedenlere, içtenliğinize ve acılarınızın ağırlığına ancak siz öldüğünüzde inanırlar.

Çekicilik nedir bilir misin: açık bir soru sormadan evet cevabını almanın yolu.

İnsanlar gösterdiğiniz nedenlere, içtenliğinize ve acılarınızın ağırlığına ancak siz öldüğünüzde inanırlar.

Hepimiz istisnai durumlaryız. Hepimiz bir şeye karşı itiraz etmek isteriz! Her birimiz ne pahasına olursa olsun masum olmakta ısrar ederiz, tüm insan ırkını ve cenneti bile suçlamak zorunda kalsak bile.

Sadakatimi duyurup durdum ama sevdiğim tek bir insan yoktur ki sonunda onu ihanet etmemiş olayım.

Arkadaşlarının her akşam, yapmaları gerektiği gibi, seni arayacaklarını bir an bile düşünme; bugünün intihar etmeye karar vereceğin akşam mı diye öğrenmek için, ya da sırf arkadaşlığa ihtiyacın olup olmadığını, dışarı çıkma ruh halinde olup olmadığını anlamak için. Hayır, endişelenme, seni yalnız olmadığın akşam ararlar, hayat güzel olduğunda. İntihara gelince, seni ona daha çok iterler, onlara göre kendine borçlu olduğun şeyler yüzünden.
“Mutluluğunuz ve başarılarınız, ancak bunları cömertçe paylaşmaya razı olduğunuz takdirde affedilir. Ama mutlu olmak için başkalarıyla fazla ilgilenmemek gerekir. Bunun üzerine, çıkış yolları kapanır. Ya mutlu ve…”
“Haven’t you noticed that our society is organized for this kind of liquidation? You have heard, of course, of those tiny fish in the rivers of Brazil that attack the unwary swimmer by thousands and with swift little…”
Read it in the app
Highlight, save quotes, share what you read