
Eğer hayatını en küçük ayrıntısına kadar sonsuza dek tekrar tekrar yaşamak zorunda olsaydın, buna “evet” diyebilir miydin?

<p> In nineteenth-century Vienna, a drama of love, fate, and will is played out amid the intellectual ferment that defined the era. Josef Breuer, one of the founding fathers of psychoanalysis, is at the height of his career. Friedrich Nietzsche, Europe's greatest philosopher, is on the brink of suicidal despair, unable to find a cure for the headaches and other ailments that plague him. </p> <p> When he agrees to treat Nietzsche with his experimental "talking cure," Breuer never expects that he too will find solace in their sessions. Only through facing his own inner demons can the gifted healer begin to help his patient. In <i>When Nietzsche Wept</i>, Irvin Yalom blends fact and fiction, atmosphere and suspense, to unfold an unforgettable story about the redemptive power of friendship. </p>
48 posts from the Bookspace community

Eğer hayatını en küçük ayrıntısına kadar sonsuza dek tekrar tekrar yaşamak zorunda olsaydın, buna “evet” diyebilir miydin?

İnsan dostunu düşmanından daha zor affediyor.

Artık onu sonsuza dek kaybettiğimi biliyorum. Kaybetmek için önce sahip olmak gerekir.

İnsan dostunu düşmanından daha zor affediyor.

"Tabi acı çekeceksin, görmenin bedeli budur."

Ben dersimi aldım. Hayatta kendinden başka kimseye güvenilmeyeceğini zor yoldan öğrendim.

Sanki tüm hayatım boyunca yanlış melodiyle dans etmiş gibiyim.

Dostoyevski bazı şeylerin arkadaşlar dışında kimseye söylenmeyeceğini; bazı şeylerin arkadaşlara bile söylenmeyeceğini, bazı şeyleriyse insanın kendine bile söylemediğini söylüyor!

Artık onu sonsuza dek kaybettiğimi biliyorum. Kaybetmek için önce sahip olmak gerekir.

Belki de sevdiğiniz insanları düşünmektesiniz; ama daha derinlere inin. Sonunda, sevdiğinizin onlar olmadığını göreceksiniz. Siz, bu sevginin içinizde yarattığı duyguları seviyorsunuz. Siz arzuyu seviyorsunuz, arzu edilen şeyi değil...

kendisi ve haytala yüzleşmekten cekinmeyenlere

İdeal evlilik ilişkisi, her iki insanın da yaşamını sürdürmesi için bu ilişkiye muhtaç olmadığı zaman kurulandır.

Sanki özgürmüşüz gibi yaşamak zorundayız. Yazgımızdan kaçamasak da onun karşısına dikilebilmeliyiz, alınyazımızı kendi irademizle yaşamalıyız. Yazgımızı sevmeliyiz

Nietzsche Ağladığında… Psikoloji, felsefe sevenler için tavsiye edebilirim. Sakin kafayla okunmalı çünkü Josef Breuer ile Nietzsche arasında geçen diyaloglarda bazen kaybolabiliyorsun. Filmi de var ama izlemedim.

İnsan dostunu, düşmanından daha zor affediyor..

Sanki tüm hayatım boyunca, yanlış melodiyle dans etmiş gibiyim...

Hayatımın nasıl Aktığını düşündükçe kendimi ihanete uğramış ya da oyuna gelmiş gibi hissediyorum; Sanki göklerdeki birileri bana bir oyun oynuyor, sanki bütün hayatım boyunca yanlış melodiyle dans edip durmuşum..

Kimin bana eşlik ettiğinin ne önemi var, diye düşündü. Nasıl olsa herkes yalnız ölür...

Bazen yaşamın o kadar içini görebiliyorum ki birden doğrulup çevreme baktığımda kimsenin yanımda olmadığını, bana eşlik eden tek şeyin zaman olduğunu görüyorum...

“Ben de sizin gibi gece korkularıyla boğulurum. Ben de sizin gibi neden korkuların geceleri hüküm sürdüğünü düşünürüm. Bunun üzerine yirmi yıl düşündükten sonra korkuların karanlıktan doğmadığını anladım; korkular da yıldızlar gibi hep oradadırlar ama gün ışığı onları gizler.”

Ümit kötülüklerin en büyüğüdür çünkü eziyeti uzatır.

İdeal evlilik ilişkisi, her iki insanın da yaşamını sürdürmesi için bu ilişkiye muhtaç olmadığı zaman kurulandır.

Beynimizin içinde yaşayan küçük rüya işçisi neden gerçeği saklamak için bu kadar zahmete katlanıyor?

Ben dersimi aldım. Hayatta kendinden başka kimseye güvenilmeyeceğini zor yoldan öğrendim.